2009’a girdik. Hala bekliyoruz. Dilekler diliyoruz. Bütün güzel şeyler için.
Bugün bi dizide bi kadın “Some dreams, you have to let go,” dedi.
Aynı dizide boşanmış bi kadınla bi adam tekrar bir araya gelirken kadın “Bildiğimiz şeylere geri dönmenin en iyisi olduğunu düşünüyoruz, çünkü başka birşey bilmiyoruz,” dedi.
Yani soru şu: Doğruyu yapmak mı, kolay olanı yapmak mı.
Eğer bildiğin daha iyi birşey yok diye, eski birşey, bildiğin birşey sana güven veriyor diye oraya doğru çekiliyorsan, bunun doğru olmadığını biliyorsan, doğru olan onu yapmamaksa, daha iyi bir şey, daha mutlu olacağın yeni birşey için beklemek ve savaşmaksa doğrusu, onu hiç bulamama riskini almalı mısın?
Eğer risk almak, yanlış bir atış olursa sonunda, “en azından denedim” demek bizi ne kadar mutlu edecek? Her zaman, “en azından denedim” demenin daha doğru olduğunu savunurum ben, ama bunu dediğin zaman, içinden hep o duruma düşmemeyi diliyorsun gizliden gizliye. Hayatımız hep daha güvenli ve kolay olan seçimleri yapmakla geçti. Bir kısmımız büyük riskler alıp yanlış şeylerin içinden çıktı, hayatını değiştirdi baştan aşağı, ve yaptığı bu seçimden mutlu oldu. Şimdi yeniden aynı hatayı yapmayacak kadar büyüdük, ama bekleyip umarak bir çeşit savaş verdiğimiz şeyler hala yok, not visible, not existing. Hayatı daha başarılı bir iş, büyük bir aşk, ya da onun gibi bir happy ending bekleyerek geçirmeye devam etmeli miyiz? Artık bunu bırakmak ve hayatını mümkün ve senin elinde olan şeylere doldurmak gerekmiyor mu?
Belki de daha iyi bir insan olmak, her zaman elinden gelenin en iyisini yapmak, görünür fırsatları değerlendirmek, yeteneklerini değerlendirmek yeterli artık. Daha iyi ‘bir’şey beklemek yerine en iyisini dilemek yeterli artık. “Yapmaya” enerjin varken yapmak, elindekini ve gözünün önündekin yapmak, birşey beklemeden daha iyisini umarak yapmak ve bunun evrende senin için birşeyleri değiştireceğini ummak yeterli artık belki de. Beklemek yoruyor insanı, umut ettiğin şeyler belirli ise, umut bazen çok yorucu birşey olabiliyor.
Küçük bir çocuğun geleceğine yıldızları izler gibi bakması gibi bakabilmek lazım hayata. O yıldızlara bir anlam yüklemeden, yıldızları daha iyi bir hayatta olacaklarla özdeşleştirmeden. Hayatın sana vereceklerine kucak açmak lazım sadece, açık olmak. Daha iyi bir insan olmak, kendine iyi bakmak, cesur olmak, yeteneklerini değerlendirmekten başka bir sorumluluğun yok aslında belki. Gerisi üzerinde bir kontrolün yokken, başına gelmeyen herşey için üzülmek, sadece boş umutlar ve belirli dilekler üzerine yoğunlaşmak yeteneklerini ve kendini gerçekleştirmeni engelliyor, çünkü mutlu olmuyorsun. O’nun değişmesini beklemek, işinin sana mutluluk vermesini beklemek, daha fazla para kazanmayı beklemek, onlar’ın mutlu olmasını beklemek mutsuzluktan başka birşey vermiyor insana. Dış dünyanın senin istediğin gibi şekillenmesini beklemek seni kendi kendine hareket etmekten, “devam etmekten” alıkoyuyor. Gerçekleşmeyen hayallere takılmak, olduğun yerde takılmana neden oluyor. Onlarla birlikte yeteneklerin, tüm potansiyelin ve kendinle ilgili bilmediğin herşey de görünmez oluyor.
Ben diyorum ki, bazı hayaller bırakalım gitsinler. Bazı hayallerin objeleri kıpırdamaz, onları bırakmak lazım. Onlarsız ne olduğumuza bi bakmak lazım.
Güvenli, bildiğin yere gitmek mi, içindeki sesin dediği gibi doğru olanı yapıp olasılıklara açık olmayı seçmek mi, bakmak lazım. Kendini tanımak lazım.
Doğru olanın seni götürme ihtimali olan “en azından denedim” noktası seni ne kadar korkutuyor, bakmak lazım.
Doğru olanı bilecek ve deneyecek kadar zekiyken, bu shot’ın seni götürme ihtimali olan heryerde mutlu olacak kadar cesur musun, bakmak lazım.
İyi düşünmek lazım. İçindeki hep doğruyu söyleyen sesi duyabiliyor olmak, onu dinleyip ona göre davranmak bilinç gerektirir. Gittiğin heryerde, onun seni götüreceği heryerde mutlu olmayacaksan, sonuca değil yolculuğa odaklı olamayacaksan, senin için doğru olan bu olmayabilir.
İçindeki sesi duyacak kadar zeki olmak, onun dediğini yapacak kadar cesur olduğun anlamına gelmez. Ama bu öğrenilir. Cesur olmayı öğrenebilirsin. Yeter ki iyi düşün.
Ben diyorum ki, artık bazı hayalleri bırakalım gitsinler. Bişeyler birikmiş olmalı, bi dönüp içeri bakalım. Dışardaki herşeyin ve olasılıkların bizi mutlu etmesini beklemekten vazgeçelim artık. Aynı hayallerle vakit kaybetmeyi bırakalım. İçerde neler var bi bakalım. Kutuları açalım. Kullanmadığımız giysileri atalım. O hala üstümüze olan ama hiç giymediğimiz giysileri, hiç kullanmadığımız yemek takımlarını atalım. Yeni yılda geçen seneki dilekleri çıkarıp aynı kutuya geri koymayalım artık, yapılmamış işleri ya yapalım ya da bırakalım yapılmasın, unutalım.
Bu yıl dilekler dilemeyelim artık, eninde sonunda eskilerinin aynısı olmaktan ileri gitmeyen dilekleri yeniden dilemeyelim.
İçimizden gelen ve yapabileceğimizi bildiğimiz birşeylerin peşinden koşalım bu sene.
Gerisi bırakalım serbest kalsın.
Ve biz de serbest kalalım.